Son Yazılarım

Kategorilerim

Arkadaşlarım

Bağlantılarım

Çerkeslerde misafir ağırlama kültürü...

Misafir otururken ev sahiplerinin kendi iç meselelerinden bahsetmeleri ayıptır.
Bir şekilde misafir ile nizahlaşmak,onunla didişme derecesinde iddialaşmak ayıptır.
Misafirin giysilerinin kontrolü,yırtığı veya kirlisi varsa farkedilmesi yıkanıp dikilmesi ütülenmesi evin hanımının görevidir. Bu o kadını küçültmez,aksine güzelleştirir saygınlığını ve değerini artırır.
Yatak yorgan yastık gibi şeylerden ailede olan en iyisi misafire verilir.
Misafirin gidişine sevindiğinizi bir şekilde belli etmek çok büyük ayıptır.
Giyinirken misafire yardım etmek giysilerini tutup ayakkabılarını hazırlamak adettendir.
Misafirin gelişinden mutlu olduğunuzu belirten giderken selametle gitmesini ve bundan sonra da gelmesinden mutlu olacağınız belirten bir kısa konuşma yapmak adettendir.
Misafir giderken bir küçük hediye vermek adettendir.
Evden ayrılan misafir aynı köyde oturuyorsa yol başına kadar eşlik edilir, bir araca binip gidecekse aracına bininceye kadar aileden birisi ona eşlik eder.(ç.n :Seni kapısına kadar uğurlamayanın evine gitme diyen Adige atasözü vardır)
Misafirin de dikkat etmesi gereken kurallar az değildir :
Gittiğiniz evde geçerli kurallara ve onların durumlarının getirdiği şartlara uymak gerekir.
Ev sahibine saygılı davranmak,söyleneni kabul ederek beğenmediklerinizi de fazla belli etmemek gerekir. (misafirlikte size önerilen wunafe(karar)dir ) anlamında Adige atasözümüz olduğunu hatırlamak gerek.
Misafiri olduğunuz ailenin işlerine karışmak ayıptır.
Nezaketen size fikrinizi sorarlarsa o zaman da onları incitmeyecek şekilde düşüncenizi açıklamaktır münasip olan.
Misafirlikte çok fazla yemek,içmek ve yemek seçmek çok büyük ayıptır.
Sağlığınız nedeni ile olsa bile bölye bir şey yakışıksız kaçar.
Sofraya konuşlan yemeği methetmek bir nezakettir.
Hiç bir zaman unutmamanız gereken bir şey ise; sofrada hiç bir şey bırakmamacasına her şeyi silip süpürmenin Adigelerde ayıp sayıldığıdır.
Çok sık dışarı çıkıp içeri girmek de pek yakışık alan bir şey değildir Adigelerde. Dierğ odaları gezip bakınmak,eşyaları inceleyerek sağına soluna bakıp methetmek imrendiğinizi beğendiğinizi gösteren davranışlar içerisine girmek ayıp sayılır.
Ev sahibi kendisi sizi çağırarak gösterirse bile hiç bir şeyi fazlaca methetmeyin “ güle güle kullanın, iyi günlerde kullanın,daha iyisi ile değişmeyi nasip etsin,uğurlu olsun,mutlulukla kullanmayı nasip etsin” gibi iyi dileklerden birisini söylemeniz yeterlidir.
Misafir ne zaman kalkmak gerektiğini ne zaman gitmek gerektiğini kendisi kavrayabilmelidir, misafirin gitmeyi bilmeyeni de makbul değildir.
Acele ile sofraya gelen yemeği bile bırakıp kaçarcasına gitmek de yakışıksız görülür.
Misafir olduğunuz yerde hoşlanmadığınız bir grubun içine düşseniz de oturup kalkmalarını sohbetlerini beğenmeseniz de ev sahibinin hatırına katlanmak zorundasınız.
Bu tür ortamlar Adige sabrının ve nezaketinin ölçüldüğü en önemli yerlerden birisidir.

Adige psalhe- Eylül 2006

Çeviri: Ergün YILDIZ

.

Bayrağımız...

Adıge Bayrağı'nın Tarihçesi

İzzet Aydemir Çuşha

Adıgeler ve tüm Kuzey Kafkasyalılar, 19. yüzyıl başlarına kadar milli bir bayraktan yoksun ve bir devlet anlayışına sahip olmadan yaşamlarını sürdürdüler. Ancak, eski zamanlardan beri bayrak niteliği taşımamakla birlikte her kabile ve aile çeşitli renk ve biçimlerde bezden yapılmış değişik flamalara yaşamlarında yer veriyorlardı. Özellikle düğünlerde ve at yarışlarında, derece alan delikanlılara, ödül olarak verilmek üzere, genç kızların kendilerinin hazırladıkları bu flamaları armağan ediyorlardı. Büyük yarışmalarda ise bu ödüllere ilaveten her kabile başkanı, o kabileyi temsilen derece alan gençlere, kendi sembolleri olan flamayı veriyorlardı. Sürgün sonrası Anadolu'ya yerleşen Çerkes ailelerinin kızlarının pek çoğunda o günlerin anısına dikilmiş, bu tip flamalar yıllar boyu sandıklarda saklanmış, hatta bu yüzden 1920'li yıllardan sonra gizledikleri bu flamalar yüzünden, dönemin yöneticileri tarafından, "Çerkes Bayrağı taşımak, Çerkeslik yapmak" suçlamalarıyla çeşitli baskılara maruz kalmışlardı.
Adıgelerin ilk bayrakları hakkında somut ve yazılı hiçbir belgeye rastlanamıyor. Bu konuda 19.yüzyıl başlarından itibaren Avrupalıların, genellikle, İngilizlerin ortaya koydukları bazı yazılı belgelerden bilgi ediniyoruz. Diplomat, tüccar, yazar, gezgin ve hatta ajan olarak Kafkasya'ya gönderilen kişilerin Çerkesler hakkında yazdıkları eserlerde, Adıge Bayrağı hakkında da bilgilere rastlıyoruz. Bazı kitapların kapaklarında yer alan Adıge Bayrağı'nın önceleri 7 yıldızlı, daha sonraları da 9 yıldızlı olanlarına rastlanıyor. Bayrakların ortak özelliği ise renklerinin yeşil ve üzerlerine serpiştirilen yıldızların da sarı renkli olması. Fakat bu bayrakların hangi kabileyi veya kabileleri temsil ettiği ve de hangi tarihte kullanıldığı belirtilmemiş. 1830'lu yıllardan sonradır ki Adıge Bayrağı'nın doğuşuna ait detaylı bilgilere erişebiliyoruz. İngiliz politikacılarından, fakat o dönemde küçük bir devlet memuru olan, gerçek bir Çerkes dostu David Urquhart; İngiltere Hükümeti'nin de yardım ve isteklendirilmesi sonucu 1834 yılının Haziran ayında Kafkasya'ya gelir. Amacı Çerkesleri tanımak, gerekirse ve mümkün olduğu nispette Çerkeslerin Ruslara karşı sürdürdüğü özgürlük savaşımında onlara politik ve somut askeri yardımları sağlamada yardımcı olmaktır. Tsemez'de (Novorossisk) karaya çıkan, oradan da Anapa'ya giden Urquhart, Adıgeler tarafından çok büyük bir ilgi ve sevgi gösterisiyle karşılanır. Anapa'da onuruna düzenlenen bir kurultayda -ki bu kurultay Aguy ovasında düzenlenmiştir- tüm Çerkeslere seslenerek, Ruslara karşı başarılı olmak için tek bir bayrak altında, Çerkes birliğinin kesinlikle kurulmasının gerekliliğini önerir. Urquhart bayrağın rengi, amblemi vs. hakkında Çerkeslere bilgi aktardığını, sonradan yazdığı anılarında dile getirir. Bu arada o dönemde Adıgelerin lideri durumunda olan Zaniko Sefer Bey'in de onayı ile 12 kabileyi temsilen 12 kişilik geçici bir hükümet kurulur.
Urquhart'ın Kafkasya'dan ayrılmasından 3 yıl sonra 6 Mayıs 1837 tarihinde, bu kez, yine İngiliz S.James Bell ve gözlemci Longworth'un hazır bulunduğu ünlü Adhanekum (Adakum, Atakum, Atakhum diye de geçer) kurultayında, ipekten yeşil renkli, siyah iki ok ve üzerinde 10 kabileyi temsil eden 10 adet sarı yıldızın yer aldığı Adıge Bayrağı dalgalanmaktadır. Havidko Mensur'un (Havdiko, Havudukue diye de geçer) liderliğinde ve bütün Adıge kabilelerinin temsil edildiği, 1000 delegenin katıldığı bu Adıge tarihinin büyük kurultayında bilinen ilk resmi bayrak kullanılmıştır. Bundan bir yıl sonra ise 1838 yılında, Batı Kafkasya'daki 12 kabile, 3 liderin başkanlığında birleşir ve yeşil yüzey üzerinde 3 siyah ok ve 12 yıldızlı tarihi Adıge Bayrağı'nı milli bayrak olarak kabul ederler. İşte bugün Adıge Cumhuriyeti'nin Maykop'taki Parlamento binasında dalgalanan bayrak budur. Adıge Bayrağı'nda yer alan renkler, yıldızlar ve oklara gelince: ipek kumaşın yeşil rengi Kafkasya’nın dağ ve ovalarını; siyah 3 ok dönemin en yetenekli ve ünlü üç ailesini (Zaniko, Aytekçiko, Boleteko aileleri), siyah renk ise düşmana ölümü, sarı yıldızlar da bütün yaşamları açık havada, kır ve dağlarda geçen ve gökyüzündeki yıldızlara bakarak uyuyan kahramanların yer aldığı 12 bölgeyi temsil ediyordu. Bu 12 bölge; Natukhay(Nathkoç), Şapsuğ, Abedzah, Ubıh, Bjedugh, Temirgoy (Ç’emguy), Abhaz, Hatukay, Mahoş, Besleney, Brakiy, Karaçay ve Kabardey'den oluşur. Bu 12 bölgeden Abedzah, Mahoş ve Bjedughlar Ruslarla barış antlaşması imzalamış olduklarından, Kabardey ve Abhazya da Rus işgalinde bulunduğundan, birliğe ancak o bölgelerden, diğer Adıge kabileleri arasına sığınanların temsilcileri ile birlik antlaşmasına katılmışlardır. Kabardey'in temsilcisi Besleniyko Aslan, Abhazya'nın ise Rustem Pe idiler. Her bölgenin genel kurulları sonucu seçilen delegeleri Zaniko Sefer'in yanında yer alıyor, bunlar arasından da askeri komutanlar, elçiler ve hâkimler seçilerek işbaşına getiriliyorlardı. Zaniko Sefer hem genel başkan, hem de dışişleri ile diplomatik çalışmaları yürütüyordu.

İzzet Aydemir Çuşha'nın bu yazısı Nart Dergisi'nin 4. sayısından alınmıştır.

KAYNAKÇA:
1. Kafkasya Dağlıları, Varşova, Rusça-Türkçe Dergi, A.C. Havjoko, "Adıge Kahramanları", 1933
2. Gn. İ.Berkuk, Tarihte Kafkasya, İstanbul, 1958
3. Jabağı Baj, Çerkesya'da Sosyal Yaşayış, Ankara, 1969
4. Dr. Vasfi Güsar, Yeni Kafkas Dergisi, İstanbul, 1957-62
5. Osman Çelik, İngiliz Belgelerinde Türkiye ve Kafkasya, Ankara, 1992
6. İzzet Aydemir, Göç, Ankara, 1968

.

Çerkeslerde selamlaşma kültürü...

Selamlaşma geleneği insanlığın yaratılışından bu yana istisnasız tüm toplumlarda müşterek bir davranış biçimi olarak devam edegelir.
İlk çağlarda iki insan karşılaştığında silahlı olmadıklarını,silahlı olsalar bile birbirlerine karşı kullanmayacaklarını göstermek için ellerini uzatır tokalaşırlarmış.
O dönemlerden başlayarak günümüze kadar ulaşan selamlaşma geleneği pek çok ortak özellikler taşımakla birlikte aynı zamanda her toplumun kültürünü,geçmişini,inançlarını ve dünyaya bakışını yansıtan,toplumlara has ipuçlarını da içerisinde barındırır.İnsanların görünüşleri gibi kalpleri ve düşünceleri de farklıdır" der bir Adige atasözü.
Bunu genelleyecek olursak milletlerin görünüşleri gibi düşünceleri kültürleri ve yaşayışları da farklıdır.
Yine Adige ifade biçimi ile söyleyecek olursak : Dünya bir teker gibi döner,geceler günleri,günler ayları ve yılları,yıllar asırları kovalar gider.
Toplumlar da bu değişen zamana paralel olarak değişirler; yaşayış biçimleri,anlayış ve bakış açıları,kültürleri de bu değişimden payını alır şüphesiz.
Eğer bu süreç içerisinde bir toplumun bireyleri kendilerine ait olan değerleri terkeder,başka toplumların değerlerini,anlayış yaşayış ve davranış biçimlerini benimserlerse bireylerden başlayan bu kendine yabancılaşma,yavaş yavaş toplumun yokolup gitmesi ile sonuçlanır.
Yani o halk süreç içerisinde başka toplumların arasında eriyip yokolmağa mahkum olur.
Adige sözlü kültürü üzerine çok önemli çalışmaları olan Şorten Askerbiy Adige selamlaşma biçiminin sadece bir karşılaşma sözcüğünden ibaret olmadığını, temel olarak insanı yüceltmek ona değer vermek mantığı üzerine kurulmuş olduğunu,aynı zamanda yaşanan hayata,yapılan işe dair düşünceleri ve iyi dilekleri de içerdiğini belirtmektedir.
Bir başka özelliği ile varlıklı/fakir veya sosyal sınıf ayrımı yapılmaksızın tüm cemiyet bireylerine yönelik olan adige selamı, biçim ve köken olarak incelendiğinde erken dönemlerden bu güne yaşanan sosyal değişimleri de yansıtacak şekilde her döneme hitabeden bir biçim alarak devam edegeldiğini görürüz.
Her türlü olaya ve duruma uygun formları olan Adige selam biçimi geleneğimizde önemli bir yere sahip olması yanısıra aynı zamanda sözlü edebiyatımız açısından da incelenmesi gereken güzel bir kaynaktır, der Askerbiy.
İşte bu nedenle yaşlı genç kadın erkek ayırımı yapmaksızın her Adigenin bilmesi gereken temel değerlerimizdendir Adige selamlama biçimleri :
Bir kişi çalışan bir kişinin veya kişilerin yanına gittiğinde "uehu f|eh"u apş'iy" sözü ile selamlar
Selama muhatap kişi/veya grup ise gelen kişiyi "ui uehu f|ı yirik|ue" diyerek cevaplarlar
Ot veya ekin biçen birisinin yanına giden kişi "Şoşh apş'iy" sözü ile selam verir "ui uehu f|ı yirik|ue" sözü ile selamı alınır.
Tanışıp tanışmadıklarına bakılmaksızın bir kişi diğerinin yanına geldiğinde "f|eh"us apşiy" diyerek selam verir , diğer kişi "ue psou apş'iy" diyerek selamı alır.
Selamlaşmadan hemen sonra ise "uzepeş , uuzınşe" sözü ile hal hatır sorulur , buna cevap olarak "zepeş' uh"u , tx|am uiğauzınşe" cümlesidir.
Bir hasta ziyaretinde veya hastalık atlatmış bir kişiyi ziyarette " lhepe mahue k"ıux|aj|ej" diyerek h"ueh"u selamı verilir.
Yoldan dönen kişi "oh"usıj" selamı ile karşılanır.gelen kişi ise "upsouj" sözü ile selamı alır.
Uzun süredir görüşmemiş kişiler karşılaştığında "ui l"ağuj f|ıue" -- "ueueri neh"ıf|ıjıue" sözleri ile selamlaşırlar.
Çok samimi veya yakın kişilerin karşılaşmasında ise doğrudan tokalaşılarak hatır sorulur.
Zamana yönelik bir kaç çeşit selam biçimi vardır.Sabah için"ui pşedcıj| f|ıue" , gündüz "ui mahue f|ıue" , akşam "ui pşıx|aşx|a f|ıue".
Gece bir yerden ayrılırken "nehu l|ef| fık"ik|" sözü ile çıkılır,yolcu eden ise "ğuegu mahue,f|ık|e th|am unix|asıj" sözü ile uğurlar.
Adigelerde hayata,ilişkilere ve zamana yönelik pek çok selamlaşma biçimi vardır.Biz burada onlardan sadece bir kaç örnek verdik. Bizim olanı,bize ait olanı kullanmamakla onun yok olması arasında bir fark yoktur.
Eğer anadilimizi konuşacaksak onu en temiz şekilde konuşmak ve kullanmakla yükümlüyüz.
Eskiler "ata mirası yedi nesil" derler. Bizler de çok eskilerden bize kadar ulaşan bu mirası korumak ve bir sonraki nesile aktarmakla yükümlü olduğumuzu bilmeli sözlü geleneğimize hakettiği değeri vererek günlük yaşamda kullanmaya gayret etmeliyiz.
NOT :Eski Adige selam formları Yerçen xamırze tarafından derlenerek kayıt altına alınmış,Şogen xazeşe tarafından da bir kitap haline getirilerek yayınlanmıştır.

K|uraşın Betal...F|eh"us apş'iy isimli kitabından.

Çeviri :Ergün YILDIZ. erkeslerde selamlaşma kültürü...

 

 

 

.

Çeşitli konular hakkında Adige atasözleri...

Tarih,yurt,savaş :
İki ecel olmadığına göre,tek ölüme yiğitlik kat.
Fare bile kendi yuvasında yiğittir.
Düşmana canını versen de sırrını verme.
Orduda yabancı yoktur.
Savaşın ve davanın oyunu olmaz.
Baba toprağını güzelleştir,annenle güzel konuş. Yaban elde yaşmaktansa yurdunda ölmek yeğdir.
El yurdunda edindiğin bir hafta,emanet gelenek üç gün gider.
Vatanı olmayana her yer soğuk gelir.
Yiğide silah itaatkardır.
Silah çekip gelenden değil,gizli yaklaşandan kork.
Silaha çok davrananın kanı çabuk akar.
Bir korkak tüm orduyu yokeder.
Gerekmedikçe kılıç çıkartma,çıkarttığında gereğini yapmadan kınına koyma.
Yurdun güçlüyse cesursun.
Doğum da ölüm de bir gündür.
Ahlaksızla birlikte yaşayacağına yiğitle ölüme git.
-----------------------------------------------------
Gelenek,terbiye,insanlık:
Adige'nin misafiri emniyettedir.
Adige'nin en garibi de misafirperverdir.
Aklı olan deliye bile danışır.
Kötülük yapmışsan iyilik bekleme.
Kötü eteğinden tutsa kes yoluna devam et.
Eski düşmanı akraba eski akrabayı düşman edinme.
Dağda korkak,evde kabadayı davranma.
Yakınını küçümseyen küçümsenecek duruma düşer.
İmkansızı ümit etmek kendini aldatmaktır.
Güzel söylemeyen seni aldatmaz.
Bir yalan yüz doğruyu paslandırır.
Erkek sözünden dönmez.
Erkek yaptığını anlatmaz.
Yiğitlik paylaşılmayan mirastır.
Elçi öldürülmez.
Yaşlı çağırılmaz,ardından gidilir.
Yaptığın iyiliği başa kakma.
Kendini methetme,iyiysen başkaları görür.
Misafirin genci olmaz. Kuyruğunun geçmeyeceği yere kafanı sokma.
Ölüye sitem edilmez.
----------------------------------------------------
Güler yüz, cemiyet te davranış,ikili ilişkiler.:
Akıllının düşmanı çoktur.
Aklı kısa olanın dili uzun olur.
Tekdir ile uslanmayan en kötü insandır.
sükunetin azığı akıldır.
Şakalaşmayı bilmeyen yumruk ile vururmuş
Çok gülmek deliliğe işarettir.
Kendi işini göremeyen el işine koşarmış
Farkedilmeyen kalkar ıslık çalarmış
Tertipsiz kadının ömrü pazarda geçermiş.
Samimiyetin azığı gerçektir.
İt otun üzerine yatmış;kendisi yemez,başkasına yedirmez.
Genç koşarken yaşlının dizleri ağrırmış.
Tembelin bahanesi çok olur.
Aracı çok olunca korkak arslan kesilirmiş.
-----------------------------------------------------------
Aile,akrabalık,arkadaşlık:
Anne göz,baba soy'dur.
Anne göz gibi hassas, baba ceviz gibi serttir.
Teyze anne yarısı,amca baba yarısıdır.
Komşu ayna gibidir.
İyi komşu iyi kardeş dengidir.
Kaynananın kuralları gelinin işidir.
Anneye bak,kızını al.
Kötü oğul babaya ayıp getirir.
Oğlu yalancı annenin sevinci eksik olmazmış.
Akrabanın damı görünüyorsa uğramadan geçme.
Gelinine gücenirsen kızını azarla.
Annen ve gözlerin zayıf anını kollamaz.
Arkadaş kötü günde yanında olandır.
Büyüğü olmayan evde feryat eksik olmaz.
Komşunu yerme,yeni akrabanı övme.
Gelmek misafirin,gitmek evsahibinin insiyatifindedir.
Tüm kardeşler bir anadan doğmaz.
Gülümseyen herkes dost değildir.
Sığırları zayıf,köpekleri besili ise o iyi ailedir.
Gönüle güzel gelen göze güzel görünür.
----------------------------------------------------------
Dünyaya bakış,algılayış :
Horoz ötmese de gün doğmaya devam eder.
Eceli olmayan yoktur.
Ecel koynunuzdadır.
Akıl mülktür.
Aklı olmayanın hiç bir şeyi yoktur.
Aklın anası düşüncedir.
Annenin iyiliği kızın elbisesidir.
Para kum,yaşam kuş gibidir.
Düşecek adamı bir çöp bile tökezletir.
Kötülük görmeyen iyiliğin değerini bilmez.
Mülk kırağı gibidir.
Zorlukla karşılaşmayan rahatın değerini bilmez.
Sıkıntısı olmayanın düşü güzel olur.
Yürekte olmayan ağızdan çıkmaz.
Kimse dünyaya doyarak ölmemiştir.
Yaşam sıra ile. Dil aklın elçisidir.
İyi geçmişi olmayanın iyi geleceği olmaz.
İplik iğnenin yolunu izler.
Korku olmayan yerde utanç olmaz.
Su yolunu bulur.
Haklıysan güçlüsün.
Düşeceğini bilsen altına keçe serersin.
Üç kez işiteceğine bir kez gör.
-----------------------------------------------------------------------
Çalışma ve sıkıntılar :
Akıl sahibinin işi üç gün,akılsızın günü üç gün sürer.
Arı sokmayan balın değerini bilmez.
Tembel çiftçinin öküzü sabanda bile yayılır.
Öküzünü sev,atınla kavga et.
Yazın istirahat günü kışın erzağıdır.
Yazın kağnı göölgesi bile ev sayılır.
Yazın saklamadığını kışın arama.
Yazın kızak yap,kışın araba.
Tavuk bile eşelenir.
Sığırın sütü dilinin ucundadır.
Gezenin ayakkabısı eskimez.
Ağzı çok laf edenin eli az iş görür.
İzleyen yapandan ustadır.
Kolay kazanılan kolay kaybedilir.
Bozmak ne kadar kolaysa yapmak o kadar zordur.
Aceminin işi eksilmez.
Erkeğin en biçaresi on işe yeter.
Dikiş bilmeyenin ipliği uzun olur.
Nasip sabah dağıtılır.
Usta marangoz ormanla akrabadır.
Kırağıya basmayan kişi kısmetini kaybetmiştir.
Emeğin geçmeyen şey haramdır.
Gençlikte hazırlamadığını yaşlılıkta arama.
Tembel yerinde dönene kadar ay dönüşünü tamamlar.
İnsanın fiyatı işidir.
Toprağa bir verirsen yüz alırsın.
Küçük iş yoktur,küçük erkek vardır.
İş söylemesi kolay fakat yapması zordur

.

Çerkes sofrasında adetler...

Yaşamın içersinde çok çeşitli nedenleri olabilecek sevinçlerimizi mutluluklarımızı davetlere,kutlamalara dönüştürdüğümüz zamanlar çoktur.
Düğün,dua,doğum günü,milli bayramlar ve günler , aile içinde meydana gelen seviçli olaylar,bir yere misafir olarak gitmek,bir yerden misafir gelmesi,eski dostların karşılaşması,toplantı,iş hayatındaki başarının ödüllendirilmesi ve bunlara benzer pek çok nedenle yapılan toplantılar temenni konuşması yapılmadan olmaz.
Adigeler her zaman h”ueh”u sofrasında bir araya gelen grubun töreye uygun,yakışır şekilde toplanıp dağılmasına önem verirler. Sofradaki büyüğün söyledikleri can kulağı ile dinlenir,onun izni olmadan konuşulmaz söze girilmez,gruplar halinde veya iki kişi arasında konuşma yapılmaz, toplantının başından sonuna kadar toplantıya vesile olan sevinçli olay paylaşılır,iyi dileklerde temennilerde bulunulur asla tartışma ve sürtüşmelere müsaade edilmez. Eski bir Adige sözü “iyi temenniler ile toplanıp,ağıtlarla dağılmayın” der.
İşte bu düşünceden dolayı da Adige sofrasında uyulacak kurallar çok açık ve çok katıdır,herkeste bu kurallara harfiyen uymak zorundadır.
Kurulmuş olan o sofranın töreye uygun sürmesinden ve topluluğun sorunsuz dağılmasından o sofranın thamade’si sorumludur.
Her yaşlı thamade olarak seçilmez. Bir topluluğa thamade olacak kişide herkesin saygısını kazanmış olmak, kuralları ve töreyi bilmek ve uygulamak, dikkatli zeki ve pratik düşünebilmek,cemiyete hitap edebilmek ve sözünü dinletebilmek, tam ve uygun kararlar alabilmek yaşlı olmanın dışında aranan özelliklerdir.
Genç nesil çeşitli vesilelerle tertip edilen bu tür toplantılı yemeklere sık sık rast gelmektedirler.
Buralara katılacak genç nesil bu tür toplantıların kurallarını ve uyulması gerekli prosedürünü bilmek durumundadır.
Bu nedenle gençlere bir bilgi olması açısından bu konuda duyduklarımı bildiklerimi okuduklarımı ve yaşadıklarımı yazacağım.
Öncelikle toplanan insanların içerisinde saygın,nisbeten yaşça büyük ve toplantıya vesile olan konu hakkında bilgi sahibi bir kişi (bu kişi gelen misafirlerden değil o çevreden ve o cemiyetin içinden birisi olacak) thamade olarak Jant|eye (baş köşe) oturur.
Jant|e, sofranın kurulduğu o odanın içerisine gireni ve çıkanı görebileceği tüm odaya hakim noktadır. Thamadenin sağında ve solunda kalan oturma yerleri, thamade’den sonra gelen büyüklerin yeridir.
Gurupta misafirler varsa bu misafirlerin yaşlısı thamadenin soluna, yerli grubun ikinci yaşlısı ise thamadenin sağına oturur.Diğer sofraya oturacak olanlar misafir ve yerli karışık olarak yaşlarına uygun biçimde otururlar.
H”ueh”u sofrasında hizmet etmek ,sofradakilerin ihtiyaçları ve istekleri ile ilgilenmek,yemeklerin içeceklerin uygun zamanda sofraya getirilip götürülmesi işlerini yapmak üzere genç bir gurup (şh’eğerıt) görev alır.
(şh’eğerıt) yerlilerden,aileye yakın gençlerden seçilir veya sofranın büyüklüğüne göre daha fazla genç görev alır. fakat genç olsada bu kişinin güler yüzlü,saygılı,sofra kurallarını bilen birisi olmasına dikkat edilir. (şh’eğerıt) sofrada thamadenin sağ elidir demek pek te abartı olmaz,bu kişiler genç olsalar da büyük bir erkek sorumluluğu ve davranışı göstermek durumundadırlar.
Sofrayı Thamade açar.Thamade bu açılış konuşmasında toplantıya neden olan konuya da değinerek sofrada bulunanlara davete icabetleri nedeni ile teşekkür eder ve kadeh kaldırır (bj’e).
Themade kadehini bıraktıktan sonra diğerleri onun bu konuşması için kadeh kaldırarak içerler. Yemeğe ilk uzanması gereken de thamadedir,diğerleri bundan sonra yemeğe başlayabilirler.
Themadeden hemen sonra misafir grubun thamadesi olarak oturan kişi kadeh kaldırarak konuşmasını yapar. Diğerleri, yani yaşlılardan isteyen veya gençlerden konuşmak isteyip izin verilen kişiler sırası ile konuşmalarını yaparlar.
İçkili toplantılarda h”ueh” söylenmeden kadeh kaldırılmaz, bu esnada (yani h”ueh”u söylenirken) ilk kadeh kaldıran da kadehi ilk bırakan da sofranın büyüğüdür gençler ondan sonra içmekte serbest olurlar.
Gençler için yakışanı her ( h”ueh”u) söylenişinde elindeki kadehten bir yudum alarak bırakmaktır,çünkü içkiyi alt etmiş kimse yoktur. bu nedenle aşırıya kaçarak sofra adabına yakışmayan bir davranışta bulunmak cemiyete karşı saygısızlık olduğu gibi toplantının amacına da gölge düşürür, ki bu da büyük ayıp olarak kabul edilir.
“Evinde kendini eğit,sonra cemiyete gir” sözü bu tip nahoş durumlara sebebiyet verenler için söylenmiş bir sözdür.
Sofraya birisi geç kalmışsa gelen kişi cemiyete katılmak için izin ister buna gupmahuebj’e denilir. Thamadenin veya büyüklerin izni ile bu kişiye gupmahuebj’e (iyi dilek kadehi)verilir,gelen kişi bunu içerek hizmet eden gence tekrar doldurtup kendisine ikram edene geri verir.
Bundan sonra ancak geç kalan kişi sofradakileri selamlar ve yaşına mevkiine uygun bir yere oturtularak sofradakilere katılır.
Bu tür toplantılarda olmazsa olmaz kural saygı ve sofra adabına uymaktır.Kendi başına sofradan kalkıp oturmak içeri girip dışarı çıkmak,yüksek sesle bağırarak konuşmak,kendi arasında fısıltı ile konuşmak veya gruplaşarak konuşmak geleneklere ve kurallara aykırıdır,dolayısıyla ayıptır.Sofrada ne olup bitiyorsa her şey thamadenin veya onun yardımcısı olan yaşının izni ile olmalıdır.
Kişi bu tür yerlerde temsil ettiği aileyi içerisinde yaşadığı cemiyeti utndırmamak için azami gayreti ve özeni göstermelidir,sofrada iken sağa sola yaslanarak kaykılıp yayılarak oturmak ayıptır,o cemiyete ve temsil ettiği aileye karşı saygısızlıktır.
Bu tür toplantıları güzelleştiren en önemli şey Adige geleneğine uygun edep dairesinde toplantının sürüp gitmesi ve her şeyin olması gereken şekilde geleneğe uygun olmasıdır.
Sofra geleneğinin iki önemli ayağı (h’aş’enış ve şh’anık”ue (misafire kesilen hayvan eti ve sofraya getirilen yarım baş)tır.

Bu iki adet başlıbaşına bir seremonidir Adige sofrasında. Haş’enış sofraya en son getirilir,bu gelmeden misafirler sofradan kalkmaz,grup dağılmaz çünkü h’aş’enış adından da anlaşılacağı üzere gelen misafirler, toplanan cemiyet için kesilmiş hayvanın etidir ve bu şekilde gelenler için hayvan kesilmesi o gruba ve gelen misafirlere değer verildiğinin göstergesidir.
Misafirler artık kalkmak için isteklerini göstermeye ve yavaş yavaş gitmek için izin isteyip hareketlenmeye başlayınca h’aş’enış th’amadenin talebi ile sofraya getirilir.
Bundan ayrı olarak thamadeye saygının bir göstergesi olarak ta kesilen hayvanın sağ yarım başı ve göğüs kafesi ayrı bir tabakta th’amadenin önüne getirilir.Bundan sonra thamade sofraya getirilen bu etin kesilme nedeni olan konuklara ve konukların toplanma nedeni olan konuya ilişkin bir konuşma yapar ve hep birlikte kadeh kaldırılır.
Thamade önüne gelen bu yarım başı kendisi kırar veya yanında oturan misafirlerin thamadesine ikram eder ki bu durumda misafir thamade gösterilen nezakete teşekkürle bu yarım başı tekrar thamadeye iade eder,çünkü o sofranın büyüğü ve sofrada düzenin sorumlusu olarak yarım baş thamadenin hakkıdır.
Sonuç olarak bu yarım baş,burun kısmı,göz çukuru ve başın arka kısmı olmak üzere üç parçaya bölünür (buna neh”ıj’ ah’e) büyük hakkı denilir. Ayrıca kulak (neh”ış’e ah’e) genç hakkı olarak verilir.
Başın dağıtılması şöyle olur : önce kulağı kesilerek sofraya hizmet eden gence (şh’eğerıt) verilir ve duyduğu güzel gelenekleri ve kuralları kendisine örnek alarak hayatına uygulaması temennisi ile hizmeti için kendisine teşekkür edilir.
Thamade başın arka kısmını kendisine bırakarak burun ve göz çukurunu sağında ve solunda oturanlara ikram eder.
Bundan sonra misafir grubun thamadesi veya bir başka yaşlı,thamadeye bir teşekkür konuşması yaparak bu tür nice güzel toplantıda cemiyetin önünde içinde bulunması onları yüreklendirip doğru yolu göstermesi temennisi ile uzun ömürler diler, teşekkür ederler.
Bundan sonra leps (et suyu) içilmeden önce sofrayı açan thamade(şesıjıbj’e –uğurlama içkisi) adı ile kadeh kaldırır. Gelen misafirlere sağlıkla selametle evlerine ulaşmaları,güzel bir yaşam sürmeleri yine böyle güzel günlerde karşılaşmaları temennisi ile teşekkür konuşmasını yapar.
Eğer toplanan gurup için h’aş’enış kesilmemişse thamadenin önüne kesilen tavuk veya hindi eti ile birlikte ayrı bir tabakta (negeğu-mide)getirilir. Thamade bunu üçe bölerek bir parçayı kendisine diğer iki parçayı sağında ve solundakilere verir.Thamade bu parçayı sofradan kalkma zamanı geldiğinde yer,diğer iki kişi ancak bundan sonra yerler kendilerine verilen parçayı.
Bundan sonra grup thamadeye saygılarını sunarak yavaş yavaş dağılmaya başlar. “cemiyeti bir arada tutabilen kişi bir cemiyet değerindedir” sözü işte bu tür toplantıları başarı ile sürdüren thamadeler için söylenmiştir.

Çeviri : Ergün YILDIZ.

.

« Önceki ::